17 Ekim 2011 Pazartesi

Kusursuz fırtına mı, yalancı bahar mı?


Premier Lig’in sekizinci haftası geride kalırken, puan cetveline bakanlar dördüncü sırada sürpriz bir ekip görüyor. Dört galibiyet ve dört beraberlikle 16 puan toplayan Newcastle United ligin yenilgisiz takımlarından. Peki siyah-beyazlıların bu durumu harika bir sezonun habercisi mi, yoksa yalancı bir bahar mı?

Geçen sezonun ortasından beri kimlik değiştiren bir Newcastle United var. Bu dönüşümün temel sebebi ise Chris Hughton’ın yerine Alan Pardew’in gelmesi. Bu görev değişikliğine geçen sezon takımın temelini oluşturan Andy Carroll, Kevin Nolan ve Joey Barton’ın gidişi de etlenince saha içinde bambaşka bir görüntü oluştu. Topu uzun forvete atıp, onun indirdiklerini toplamaya çalışan bir takımdan, ayağa pas yapmayı öncelikli hale getiren bir ekibe dönüştü Saksağanlar.

Öte yandan Hughton’ın takımı daha yumuşak ama göze daha hoş gelen bir futbol oynamaya çalışırken, Pardew göreve geldiği günden beri kalesini savunmayı öncelik haline getirdi. Vasatın çok az üzerindeki savunma oyuncuları ile takım ilk altı haftada sadece üç gol yiyen takım, Premier Lig tarihine geçti.
1990’ların ortasında Kevin Keegan ile altın çağını yaşayan siyah beyazlılar bile savunma anlamında bu kadar başarılı değildi. O takım tam tersine maçlarını bir fazlasını atarak kazanan bir anlayışa sahipti.

Bir artı bir bazen üç eder
Takımın kalesini gole kapatmasında en büyük pay sahipleri Hollandalı kaleci Tim Krul, sağ bek Danny Simpson, stoperler Steven Taylor ile Fabricio Coloccini ve sağ bekten devşirilmiş sol bek oyuncu Ryan Taylor. Bu beşlinin birlikte oynadığı sekiz lig maçında takım sadece altı gol yerken, ekibin bozulduğu iki Lig Kupası sınavında ise rakipler dört gol buluyor.

Aslında teker teker baktığımız zaman Krul ve Coloccini hariç bu oyuncuların hiçbiri ligin üst sıralarına oynayacak bir takımın ilgisini çekmez. Ama Pardew hem savunmayı fazla ileri çıkarmayan anlayışı hem de yarattığı uyum ile bu beşliden iyi bir savunma hattı oluşturdu. Pek tabii orta sahada rakibe ilk seti çeken Tiote ve Cabaye’nin de hakkını vermek lazım.

Takımın bu formundaki bir diğer önemli nokta ise genellikle ilk 11’in değişmemesi. Forvet tercihleri dışında, takımın dokuz oyuncusunu maçtan önce bilebilir. Ameobi, Demba Ba ve Best arasından kimlerin o maçta oynayacağı ise sadece İngiliz teknik adamın bildiği bir sır. Sevindirici olan ise özelikle Best ve Demba Ba’nın son haftalardaki formu. Yine de ara transfer bittiğinde taraftarı memnun edecek olan yönetimin resmi siteden yaptığı “Forvet alamadığımız için özür dileriz” açıklaması yerine sahada umut veren bir golcü görmek olacaktır.
Kanatlar ise şimdilik Jonas ile Obertan’a emanet. Arjantinli kendine has oyun tarzı ise rakip savunmalara zor anlar yaşatmaya devam etse de Manchester United’da Sir Alex Ferguson’un tedrisatından geçmiş Obertan, Aydın Yılmaz’ın Fransa şubesi olmaktan öteye geçemedi.

10 Aralık 2011’de görüşelim
Bardağın boş tarafı ise bazı sıkıntılar barındırıyor içinde. İlk sekiz haftada oynanan rakipler içinde Tottenham’dan sonra en kuvvetlisi formsuz Arsenal idi ve takım ligin açılış maçında sahadan bir puan ayrıldı. Geri kalan rakiplerin (Sunderland, Fulham, QPR, Aston Villa, Blackburn ve Wolves) ligin kalbur üstü takımları olmayışı biraz düşündürücü.

Ekim biterken Stoke City’ye konuk olacak Newcastle. Kasım’da Manchester’ın iki devi ile kapışacak. Siyah-beyazlıların Aralık’ın başındaki rakibi ise Chelsea. 10 Aralıkta Norwich maçı öncesinde takımın topladığı puanı göreceğiz.

Bu süreçte Alen Pardew kuşkusuz zorlu rakiplere karşı, daha da defansif bir anlayış belirleyip, eldeki kadroyu en verimli şekilde kullanmaya çalışacaktır ama belki de ilk sekiz haftada avantaj gibi gözüken değişmeyen ilk 11 bu zorlu süreçti takım için bir dezavantaja dönüşecektir.

Saksağanlar bu zorlu süreçten ne kadar az kayıpla çıkarsa, sezon sonu Avrupa bileti almaları o kadar kolay olur. Norwich City deplasmanına kadar kağıt üzerinde duran 18 puanın şimdilik sadece altısının favorisi olarak Newcastle United olarak gözükse de, takım bu sene taraftarlarını şaşırtmayı prensip haline getirdi. Bakalım Pardew’in takımı gülümsetmeye devam edebilecek mi?

2 Haziran 2011 Perşembe

Newcastle United 2011/12



Lig biter bitmez takımın önümüzdeki sezon giyeceği iç saha forması görücüye çıktı. Hatta ligin son maçında bu formalar giyilerek bir nevi "ön gösteri" de yapılmış oldu.
Yıllardır süren çubuklu geleneğine bir nebze ihanet edilmiş bana kalırsa. Çubuklu gibi olmamış zira, başka birşey olmuş bu...
Yine de oyuncuların üstünde fena durmadı ama bana çok siyah ağırlıklı geldi.


Bugün de 3. formalar, yani alternatif formalar tanıtıldı. Onlar da simsiyah olmuş, beyaz çizgi ve altın logolar ile desteklenmiş. Desen olarak, görünüş olarak güzel de, ev formanın siyah ağırlıklı olduğu bir sezonda 3. formayı niye simsiyah yaparsın, onu anlamadım işte.

Bakalım deplasman forması nasıl olacak. İçimden bir his sarı diyor yine...

20 Nisan 2011 Çarşamba

Newcastle U. - Manchester U.


Uzun zamandır kimseden ses çıkmıyor buralardan. Andy Carroll'un gidişi herkesi derinden etkilemiş olsa gerek. Ya da son Arsenal maçı çıtayı öyle bir yükseltmiş ki, o maçtan sonra yazmaya değer bir şey bulunamamış.
Dün gece lider Manchester konuk oldu St James Park'a. Best ve Nolan gibi önemli isimlerin eksikliği vardı Newcastle cephesinde. Barton kaptan olarak çıktı sahaya. Krul kalede yerini aldı tekrardan, forvet ikilisini de Ameobi ve Lovenkrands oluşturdu. Cezası biten Tiote de yerini aldı ilk 11'de.
Maçın ilk dakikalarına mükemmel başladı Toons. Sağlı sollu ataklar ile kaleye yüklenirken, solda Jonas, sağda ise Guthrie'nin bindirmeleri sonuç yaratmadı.
Daha sonra Lovenkrands ile verilmeyen net bir penaltı pozisyonu yaşadık. Hakemler ligde Manchester aleyhine kolay kolay penaltı çalamıyorlar bu sezon. Dengeyi yakalayan Manchester, forvet ikilisi Rooney ve Hernandez ile kalemize gelmeye başlasa da, bir kaç pozisyon dışında etki yaratamadılar.
Derken Hernandez ceza sahası içinde kendini komik bir biçimde yere attı. Hakem düdüğünü çaldı, hepimiz penlatı veridiğini sandık. O ise pozisyonda kendini yere atan Hernandez'e gösterdi sarı kartı.
Daha sonra Manchester puan için bastırırken, Newcastle akıllı bir biçimde kapandı. Oyuna giren Ireland, çok net bir fırsattan yararlanamazken, iyi bir görüntü çizdi açıkcası.

Sonuç olarak, takımın önümüzdeki sezon adına bir defans ve bir forvet oyuncusu kesin gerekli bence, tabii Barton ve Nolan ikilisinin kaldığını göz önüne alırsak. Bakalım Mike Ashley cebindeki akrebi öldürecek mi?

6 Şubat 2011 Pazar

Bir Sevda Masalı (2. Kısım)

Fever Pitch diye bir olgu var futbolda. En basitinden soyle anlatilmis eksi sozluk'te; "futbolda herseyin sahane oldugu anları anlatan deyimdir. bir maçtan bahsederken fever pitch deyimini kullanmak icin atılan her calim rakibi kucuk dusurmeli, en uzun paslar bile oyuncularin goguslerinde bitmeli, hakem mantikli kararlar almali, seyirci 90 dakika desteklemeli, sahanın cimi bile o anin buyusuyle parlamalidir.
Fever Pitch basli basina bir deneyim, az gorulen bir durumdur. bir mactan cikarken butun o kalabaliga ragmen suratinizda salak bir gulus, aklinizda (yine kalabaliga ragmen) dunya barisi ve insanlarin kardesligi uzerine dusunceler, hatta tibet'e gidip budizmle barisma planlari falan varsa bilin ki fever pitch durumuna maruz kalmis az sayidaki sansli insandan birisiniz, anlatacak bir maciniz, o macla beraber hafizaniza kazinan Nick Hornby vari anilariniz var."

Bugun belki de hayatimizda toplam 3-5 kez yasayip yasayacagimiz Fever Pitch olgusunu yasadik Magpies olarak. Ilk yari sonunda 4-0 geride ve umutlari tukenmis bir takim varken, ikinci yari bambaska bir oyun sahnelendi St James' Park'ta.
Ikinci yarinin hemen basindaki bir pozisyonda rakibine faul yapan Barton, usulca kalkmis yerine donerken Diaby kendisini el ense yapip asagi aliyor, sonrasinda da takim arkadasini kurtarmaya gelen kaptanina (Nolan) mudahalede bulununca da direk kirmiz kart goruyordu. Arsenal'in ikinci yarinin basinda 10 kisi kalmasi, skorun 4-0 oldugunu dusundugunuzde cok da onemli degil tabii ama, stadyumu terketmeyen taraftarlar da isin icine girince Arsenal bir kisi degil, iki-uc kisi daha az gibi durmaya basladi sahada.
Tum hatlari ile bastiran bir Newcastle vardi, sanki gercekten de takimin her istedigi oluyor gibiydi. 4-0 geride olan bir takimin boyle guvenle, kendinden emin ve rakibi zorlayarak oynamasi her zaman gorulen bir durum degil tabii. Once Danny Simpson, sonrasinda da Leon Best musait firsatlari kacirdi. Daha sonra, tam da kirilma aninda, kornerden gelen topu kontrol eden Best'e faul yapildi ve penalti dudugu calindi. Topun basina gecen kisa sortlu kahraman Barton golunu atti ve topu almaya gitti. Dakikalar 69'u gosterirken, Newcastle'in icindeki geri donme arzusunu iste simdi anlayacaktik...

Topu kendince saklayan kaleci Szczesny'yi resmen alasagi ederek topu elinden alan iki isim vardi orada, Nolan ve Barton. Bunun uzerine ekranlara gelen yakin plan goruntusunde pis pis siritan kaleci Szczesny ise icinden "Dakika olmus 70, adamlar geri doneceklerini saniyor, piii" diyodurdu, bundan eminim.


Golden 3 dakika sonra, Leon Best topu aglara gonderdi fakat ofsayt bayragi kalkti. Pozisyonun tekrari goruldugunde, kanatta Rosicky'nin Best'in tam anlamiyla 4 metre daha onunde oldugu acik acik belli oluyordu, mis gibi gol gume gitti o an. Ama Best yilmadi ve yine bir kornerde topun basina gecen Barton'in ortasinda topu aglara gonderdi siyahi Irlandali. Taraftar iste tam o anda inanmaya basladi. Sahada inanan 11 kisiye tribundeki binler iste o an eklendi.

Yaklasik 8 dakika sonra, yine bir hava topunda penlati karari cikti, kisa sortu ile barton golunu atinca, bu sefer Szczesny'nin yuzunde dehset verici bir ifade vardi. Evet, Newcastle geri geliyordu ve Fever Pitch etkisi onlarin uzerindeydi. Sagdan Jonas, soldan Simpson, gobekten de Barton ve Nolan bindirdikce bindiriyor, ilerde Best ve sonradan giren Ranger surekli kaleye yoneliyorlardi.

Ama o son gol hic dusunulmedik bir isimden geldi. Ne kisa sortu ile Barton, ne kaptan Nolan, ne uzun saclari ile Jonas, ne de orguleri ile Ranger. Golu ata, sezon basindan beri orta sahayi tek basina cevirmeye calisan, Cheik Tiote'den geldi.
Yine Barton'in ortasinda seken topa, ceza sahasinin disindan, top yere vurmadan, havada sutu cikartan Tiote, tam bir "screamer" golu atiyordu St James' Park'ta.

Macin son dudugu caldiginda Newcastle artik ne Andy Carroll'u dusunuyordu, ne de iclerinde kendileri adina en ufak bir kusku kalmisti. Aslina bakarsaniz bu macin boyle bir olaya sahne olmasi iyi oldu, Carroll'un gidisi sonrasi Newcastle forvetleri basta olmak uzere tum oyuncular, "inanirsak herseyi yapabiliriz" dusuncesini kafalarina yerlestirmis oldular.

Sonuc olarak, Newcastle'in istedikten sonra Premier Lig'de bas edemeyecegi takim yok. Iste tam da bu mactan sonra, en azindan ilk 8, belki 7.lik sansimizin halen oldugunu dusunuyorum. Yeter ki boyle oynayin siz, biz her mac berabere kalmaya da raziyiz...

We are the Geordies, The Geordie Boot Boys, And we are mental and we are mad, We are the loyalest football supporters, The world has ever had...
Date: 05/02/2011 - Newcastle 4-4 Arsenal

5 Şubat 2011 Cumartesi

Bir Sevda Masalı (1. Kısım)


Bir takım destekliyorsunuz, o takım transfer sezonunun son gününde takımın en önemli oyuncularından birisini satmak durumunda kalıyor, birkaç gün sonra ligin en önemli takımlarından birisi karşısında ilk 25 dakikada 4-0 geriye düşüyor, taraftarlardan bazıları daha o dakikada stadyumu terketmeye başlıyorlar, ne oluyorsa ondan sonra oluyor; mucize kelimesi bir kez daha tarihe karışıyor ve gönül verdiğiniz takım, son yarım saatte maçı 4-0'dan 4-4'e getirerek tarihe geçiyor. İşte Newcastle United sevgisi, böyle bir maçtan sonra bir kez daha had safhaya çıktı bizim için.

Maça Harper; Simpson, Williamson, Coloccini, Jose Enrique; Barton, Tiote, Nolan, Gutierrez; Best, Lovenkrands 11'i ile başladık. Klasik kadromuza göre tek fark, sezonu kapatan Ameobi'nin yerinde Lovenkrands'ın olmasıydı. Daha koltuklarımıza oturamadan Williamson'ın dikkatsizliğinden yararlanan Theo Walcott durumu 1-0'a getirdi. Hemen ardından bir duran top organizasyonunda Djorou topu ağlara gönderdiğinde, dakikalar 3'ü gösteriyordu. Arsenal her geçen dakika daha rahat, Newcastle United ise her geçen dakika daha umutsuz oynamaya başlıyordu. Savunmadaki inanılmaz savurganlık, hücumdaki kısırlıkla birleşince ortaya dayanılmaz bir görüntü çıkıyordu. Van Persie 2 gol daha attı ve kabus gibi bir ilk yarının ardından soyunma odasına 4-0 mağlup durumda gittik.

İşte tarih, bu 2. 45 dakikada yazılacaktı.

31 Ocak 2011 Pazartesi

DEADline Day - Andy Carroll


Ortalik toz duman su anda. An itibari ile (31/01 22:41) twitter kayniyor, SkySports canli yayinda surekli. Bir taraftan PL TV acik, devamli dinlemedeyiz. Fakat bizi ve blog okurlarini ilgilendiren tabii ki Andy Carroll'un durumu. Newcastle resmi sitesinden verilen habere gore, Liverpool'un yapmis oldugu ucuncu teklif kabul edildi ve oyuncu Liverpool ile gorusmelere basladi.
Aslinda hersey Abramovich denen herif yuzunden. Onun Torres'i istemesi, Torres'in gitmek istemesi, olayi son dakika buralara getirdi ve kabak Newcastle'in basina patladi. Tottenham ile adi geciyordu Carroll'un ama, Torres'den bosalan 9 numara boslugunu onun ile kapatmaya kararli Liverpool. Gorunus o ki, Kenny Dalglish Ingilizlere agirligi vermeye devam ediyor.
Ortada donen para 35 milyon pound. Newcastle tarihinde bir rekor. Bundan boyle Carroll-Nolan-Barton uclusunu goremeyecegiz ama, simdiden Stephan Ireland takima katildi. Son haberlere gore Arsenal'dan Bentdner de yolda.

Carroll reyiz birebir Newcastle cocugu, Gateshead dogumlu. Gateshead daha once de anlattigimiz gibi, Newcastle simgelerinden Angel of North'un da bulundugu yer. Sezon basindan beri taraftarlarin en sevdigi isim olmustu Carroll ve agzindan bir kez bile gitmek istedigini duymadik. Bu anlamda onu nefretle degil de, guzel hatiralar ile anacagiz.. Mesela Arsenal macindaki kafa golu, Villa macindaki hat-trick, Barton'in ortalarina topu Nolan'a indirmesi ve at kuyruk saclari...


Shearer'dan sonra takima gelen en ADAM 9 numara bugun ayriliyor... Ve sanki de takimdaki iki Liverpool cocugu Nolan ve Barton'a inat, Liverpool da bizim cocugumuzu bizden aliyor... Icimiz aciyor ama yuzumuz guluyor... Nasil ki Shearer da Blackburn'e rekor ucrete gidip, eninde sonunda dondu ya cubuklu formaya, o da donecek... Yine gol attiginda ellerini iki yana acip, "Angel of the North" sevincini yapacak.. Yolun acik olsun reyiz... Artik Barton-Nolan yaninda Ireland da var...
"An - dy Car - roll / Liverpool's new number nine"... You will be missed... Ve sen haksizsin Abramovich...

23 Ocak 2011 Pazar

Buruk Doğum Günü: 1-1


Bu sezon oynadığı 11 deplasman maçında da gol yemeden maç tamamlayamayan bir rakibe karşı oynadık dün akşam. Psikolojik olarak 1-0 önde başlamak gibi bir şeydi bu aslında. Üstelik St. James' Park'ta Spurs'e karşı oynadığımız son 4 maçta da galip geldiğimiz istatistiği de mevcut. Şartlar her türlü galibiyete çıkıyordu aslında. Son dakikaya kadar öyle de göründü; ancak Sunderland maçında yaptığımız hatanın bir benzerini de bu maçta yaptık ve mücadeleden 1 puanla ayrılmak zorunda kaldık.

Maça kalede Harper, savunmada Simpson, Williamson, Coloccini, Enrique; orta sahada Barton, Guthrie, Nolan, Gutierrez; forvette Best ve Ameobi 11'i ile çıktık. Sakatlanıp sezonu kapatan Alan Smith'in yerine Guthrie'nin oynaması dışında Sunderland maçındaki kadronun aynısıydı aslında. Diziliş olarak hücum esnasında tipik 4-4-2'yi; savunmaya geçildiğinde Best'in sağ kanada, Barton'ın ortaya gelmesiyle 4-5-1'i tercih ettik maç boyunca. O ldukça iyi bir savunma yaptığımızı belirtmeliyim önce. Alan Pardew, ligin ilk yarısında oynanan maçta, Tottenham'ın kanat etkinliklerinden çok çektiğimizi görmüş olacak ki; bu maçta tüm orta saha oyuncuları kenar beklere destek verdi. Özellikle Gutierrez'in arkasındaki Enrique'ye verdiği muhteşem destekle Aaron Lennon neredeyse hiç etkili olamadı. Ta ki sol kanada geçinceye kadar...

Maç öncesinde, Assou-Ekotto'nun oynayamayacağını ve Gareth Bale'in sol bekte başlayacağını görmek güzel oldu. Güzellik bununla da kalmadı; Gareth Bale ilk 10 dakikayı tamamlayamadan sakatlanıp oyunu terketmek zorunda kaldı. Sol bekte de olsa tehlikeli bindirmeler yapabileceğini düşündüğüm Bale'in çıkması çok iyi olmuştu tabii. Yerine giren Bassong da zaten bir sol bek oyuncusu olmadığı için hücumsal anlamda etkinlik sağlayamadı. Buna Steven Pienaar'ın da kötü görüntüsü eklenince, sol taraf maç boyunca çalışmadı Tottenham'da.

İlk yarıda Best'in direkten dönen bir topu ve Defoe'nin 45+1'de kaçırdığı (ya da Harper'ın kurtardığı diyelim) bir pozisyon haricinde çok göze batan pozisyon olmadı.

İkinci yarıda nefes kesen bir mücadele vardı sahada. Geçen haftaki oyununa methiyeler düzdüğüm, hafta içinde de verilen paranın hakkını vermeye başladığı konuşulan Coloccini ile 59'da öne geçtik. Coloccini'nin hem bugün doğum günüydü; hem de bu Newcastle formasıyla çıktığı 100. maçtı. Böyle güzel bir golü de en fazla bu kadar özel bir günde atabilirdi sanırım. Golden sonra taraftarın da muhteşem havasıyla çok çok iyi oynamaya başladıysak da; yine geçen hafta yaptığımız hatayı yaptık. Öne geçtikten sonra inanılmaz bir savunma anlayışı başlıyor takımda. Hem de daha 70. dakikayı görmeden... Öyle bir savunma ki bu; Shola Ameobi dışında tüm oyuncular ceza sahası çevresinde konuşlanıyor. Hal böyle olunca da o dakikadan sonra kazanılan tüm toplar rakip takım stoperlerine şişiriliyor. Bu tip maçlarda galibiyeti bu kadar imkansız bir şey gibi görmemeliyiz artık. Sanki 2. lig takımı unutulmaz bir sürprize imza atacakmış da tüm takım savunma yapıyormuş gibi bir görüntü oluşuyor. Aynı hata derbide de yapıldı, gol "geliyorum" diye bağırdı; sonunda da dayanamadık haliyle. Bu maçta da özellikle 75. dakikada Luka Modric'in direkten dönen şutu tekrar izlenirse, topun önünde tam 7 oyuncu olduğu görülebilir. Zaten o pozisyondan sonra bir şekilde gol yiyeceğimizi hissettim diyebilirim.

Tabii bu dönemde pozisyonlarımız da olmadı değil. Shola Ameobi'nin ceza sahası dışından şutu, Barton'ın nefis ara pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Lovenkrands'ın vuruşu, Nile Ranger'ın son anlarda kaçırdığı gol... Birisi girse maç bitecek belki. Ama futbolda şart kipi yok işte.

Enrique ve Gutierrez'in rakibin sağ kanadını çok iyi kapatmasından sonra Redknapp, Lennon'ı sol kanada çekerek çok iyi bir hamle yaptı. Yanılmıyorsam 70. dakikaların başıydı. İşte bu dakikada, aynı şekilde Gutierrez'in de sağ kanada çekilmesini bekledim ama yapmadı Pardew. Onun yerine sağ kanada yakın oynayan Best'i çıkarıp Lovenkrands'ı aldı o bölgeye. İşte bu dakikadan sonra Simpson'ı çok zorladı Lennon. Bir pozisyonda Coloccini, bir pozisyonda da Harper önlediyse de Lennon'ın girişimlerini; dakikalar 90+1'i gösterdiğinde Lennon çabukluğunu konuşturup topu filelere gönderdi. Pozisyonda Simpson'ın hatası var mıydı, Lennon'ın sağını kapatıp soluyla oynamaya zorlayabilir miydi, bunlar tartışılır fakat daha çok tartışılması gereken konu: az önce de belirttiğim gereğinden fazla kapanma durumu. Bu anlayışla bir şekilde gol yemek kaçınılmaz oluyor.


Bireysel performanslara gelince... Harper... Keşke her maç böyle oynasa da kaleci sıkıntımız olmasa. Harika maç çıkardı. Yediği golde yapabileceği pek bir şey yoktu.

Jonas bildiğimiz Jonas. Müthiş bir enerjisi ve fizik gücü var. Bütün maç ileri-geri mekik dokudu. Savunmaya verdiği destek mükemmeldi.

Barton da savunmanın arkasına gönderdiği nefis ara paslarıyla forvetlere pozisyon yarattı. Lovenkrands'ın pozisyonunda attığı pası sezonun en iyi 10 pasına sokarım hiç düşünmeden.

Nolan, Tiote'nin olmadığı bu dönemde orta alana daha yakın ve daha defansif oynuyor. Böyle olunca da ceza alanı içerisinde bulduğu şansları pek bulamıyor haliyle. Carroll ve Tiote'nin dönüşüyle tekrar eski mevkiisine dönecektir.

İki haftada son dakikada gelen gollerle 4 puan kaybetmiş olduk. Oynanan oyun iyi fakat biraz daha cesur olması lazım sanki takımın. Bir sonraki Fulham maçına kadar en az 1 oyuncu katılacak gibi duruyor takıma. Umarım transferler de bir an önce tamamlanır.